30 Haziran 2013 Pazar

KASTAMONU’NUN LEZİZ YEMEKLERİNDEN “BANDUMA”


Arkadaşlar bu bloga yemek tarifi yazacağım aklıma gelmezdi ama sizlerin yoğun istekleri sebebiyle BANDUMA yemeğinin nasıl yapıldığını anlatacağım. Etli ekmeği de anlatırdım ama zaten biliyorsunuzdur. J
Not: Ben henüz bu yemeği yapmadım, şimdilik size gözlemlerimi aktaracağım. Tabi bu muhteşem yapacağım gerçeğini değiştirmiyor. J
Malzemeler:
-Bir paket yufka (normal börek yufkasından daha kalın bir yufka yalnız, Kastamonu’da Banduma yufkası derseniz veriyorlar, İstanbul’da Fındıkzade,  Çapa civarında bu yufkalardan yapan yufkacılar var).
-Tereyağı
-Tavuk veya hindi( ben hindiyi tercih ederim)
-Tavuk suyu
-Ceviz veya fındık(ceviz daha çok yakışıyor)
Hazırlanışı:
Tavuğu veya hindiyi haşlıyorsunuz suyunu ayrı bir tencereye ayırıp haşladığınız etleri didiyorsunuz. Yufkaları rulo yapıp ,yaklaşık 3 parmak kalınlığında kesiyorsunuz, bu yufkaları tepsinin ortası boş kalacak şekilde ılık et  suyuna batırıp altı tereyağıyla yağlanmış tepsiye daire şeklinde diziyorsunuz. Yufkaları bir kat dizip üzerine kırdığınız ceviz parçalarını serpiyor etsuyu ve erittiğiniz  tereyağını(sade tereyağı ağır gelirse yarı yarıya zeytin yağıyla da yapabilirsiniz) hafifçe gezdiriyorsunuz iki katta bir de diddiğiniz etleri yufkaların arasına koyuyorsunuz. İstediğiniz kalınlığa ulaşınca son bir et suyunu da döküp fırınlıyorsunuz( yaklaşık 15 dk)

Mmm enfes şimdiden ellerinize sağlık J

20 Haziran 2013 Perşembe

Adalara Gideceklere Küçük Tüyolar

1-Yanınızda mutlaka bir adet gaz maskesi götürün, adada korkunç bir tezek kokusu var öyle böyle değil
2- Fayton taksinin en fazla 10 lira alacağı mesafeye 30 lira istiyor, ben olsam yürürüm fayton hem çok fena kokuyor hem de gariban atları görünce insan binmek istemiyor. Gariplere bir de ben eziyet etmeyeyim diyor. Bu arada samanında benzinden  pahalı olduğunu   öğrenmiş oluyoruz

3- Arap turistlerin yemek yediği lokantalarda yemek yemeyin zira esnaf Araplarda para boldur ,adamları kazıklarım yüzde 10 da garson parası alırım onu da katarım bunu da katarım diyerek 30 liralık hesabı 48 liraya çıkara biliyor. Ha ayrıca hesap öderken de 1 saat beklemek zorunda kalırsınız çünkü turistler Arabız ama enayi değiliz deyip haklı olarak hesap kavgası yapıyor. Bizde yaptık ama sonuç, paşa paşa kazığımızı yiyip lokantadan çıktık.
4-Mado Kahve dünyası Starbucks gibi yerleri tercih edin, fiyatları listede ne yazıyorsa o. Sürpriz yok
5-Sıcak yaz güneşinde şemsiye tam bir kurtarıcı, yoksa güneş fena çarpa biliyor insanı.
6-Aya yorgi kilisesi harika, oraya cikan yokus o kadar da kotu degildir. ufak bir tepenin ustundedir dersem inanmayın yeminle can veriyordum yokuşu  tırmanırken. Ara ara es verin dinlenin sonunda pişman olmayacak, inerken seke seke ineceksiniz yokuştan. Siz inerken çıkanlara da az kaldı az gidince deyip gaz verin .“ya dönsem mi?” “değiyor mu?” sorularına kesinlikle değer deyin,  tepeye çıkana kadar küfredip biraz kulaklarınızı çınlatacaklardır ama olsun sonucu güzel.
7- Adadaki fayton trafiğinin İstanbul trafiğini sollamasına az kaldığını da ekleyeyim, yürüyorsanız yolu sürekli kontrol edin her an bir at sizi ezebilir.
8- Bisiklete binecekseniz arkadaşlarınızın da iyi birer sürücü olduğuna emin olun yoksa ,boyuna size çarpan düşüren bir yakın arkadaşınızın sizi sakatlaya bileceğini unutmayın. Ada gezisi yapalım dostluğumuz pekişsin derken, en yakın arkadaşınızı boğazlarken bulabilirsiniz kendinizi.

9- Gelelim en eğlenceli kısma 80 yaşında jet skili bir amca size büyükadadan  kınalıya kadar eşlik ediyor. insan bir an acaba Kabataşa kadar gelecek mi demekten kendini alamıyor.

16 Haziran 2013 Pazar

En yakın zamanda yapacaklarımın listesidir. :)

1-Transilvanya da Kont Drakula şatosunda bir gece.
2.Japonya' da kiraz çiçeği festivali.
3-Brezilya ve Arjantin sınırında Lguassu şelalerini saatlerce izlemek
4-Fas da Kazablanka filminden bir sahne
5-Almanya'da Goethe evinde oturup “Bir kitap okudum, hayatım değişti.” Demek
6- Venedik te Kazanovanın yattığı zindanlarda şöyle bir bakınıp, o yooo deyip kaçmak
7-Çin’de çin seddine oturup ayakları sallamak ve hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır dostum demek.
8-Kuzey Kore’de kapitalizm hakkında atıp tutmak
9-Yeni Zelanda’da şafak ayini yapmak
10- Sankt Petersburg’da Moskova'nın en güzel yani Sankt Petersburg’a dönüşü demek
11- Tibet’te 7 günde aydınlanmak.
12-İngiltere’de Avam Kamarası’nda oturup Lordlar Kamarası’na doğru “biz torpille atanmadık, seçildik beyler “diye atarlanmak.

7 Haziran 2013 Cuma

Stoker ile ilgili yazacaklarım var ama az biraz çalışmak gerek tabi bu Emily Wells'den Becomes the colour'u dinlememize engel değil hadi bakalım :)

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Der Himmel Über Berlin (win wenders)


"çocuk çocukken kollarını sallayarak yürürdü. 
derenin ırmak olmasını isterdi 
ırmağında sel, su birikintisinin de deniz olmasını, 
çocuk çocukken çocuk olduğunu bilmezdi. 
her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi. 
çocuk çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu. 
bağdaş kurup otururdu sonra koşmaya başlardı. 
saçının bir tutamı hiç yatmazdı 
ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi..."

Peter Handke'nin bu enfes şiiriyle girer Der Himmel Über Berlin. Baş rolde insan olabilmek için dünyevi bir aşk arayışı içerisine giren bir melek, bir sirk artistinin özlemleri ve bölünmüş Berlin.
Berlin böyle kazındı aklıma bölünmüş ve uzun yüksek duvarlar, sadece yanından geçtiğin arkasını göremediğin bir duvardan ibaret şehir ”Berlin’ de kaybolmak imkansızdır, çünkü her zaman duvarı bulursun”
solyeig’in “çok yalnızdım ama hiç tek başıma yaşamadım” sözü anlatır aslında yalnızlıkla tek başınalığın farkını hele Bölünmüşlük hissi için duvar gibi somut bir nesne varken imgeler pek bir zavallı kalır. İlk 72 dk siyah beyaz izlediğin film renkli sekanslarla devam edince de insan olmak yaşamak ne güzelmiş demekten de geri kalmazsın. Bir filmle anlarsın şehrin, içinde yaşadığı insanların ruhunu tüttürdüğünü. Sadece şehir değil, insanlarda bölünmüş ,yalnız, yabancı.

17 Mayıs 2013 Cuma

Fahrenheit 451


Fahrenheit 451, Ray Bradbury'nin  ünlü bilim kurgu romanı. Kitabın ismi kağıdın 451 Fahrenheit’ ta yanmasına dayanıyor. Kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği tek istediklerinin daha az düşünmek (hatta hiç düşünmemek) olduğu, kitap bulundurup düşünen insanların yok edildiği, farklı olanın sindirildiği ve düşman olarak görüldüğü sıradanlığın ve bir birine benzemenin yüceltildiği sevgi, hüzün vb duyguların ötelendiği  bir gelecekte geçmekte. Kitapta ilk göze çarpan Otoriter, baskıcı bir devlet resmi olsa da kitabın ilerleyen bölümlerinde durumun hiç te öyle olmadığını görüyoruz. İnsanların kitaplardan televizyona yönelmelerinin aslında kendi tercihleri olduğunu anlatıyor yazar. İtfaiye şefi Beatty’ in Montag’a, itfaiyenin yangın söndüren bir kurumdan kitap yakan yangın çıkaran bir kuruluşa zamanla, nasıl dönüştüğünü, evirildiğini anlatışını okuyoruz.
“Eleştirmenler, kitapların satışlarının durmasında şaşılacak bir şey olmadığını söylediler. Oysa halk, ne istediğini bilerek, mutluluktan başları dönerek, çizgi roman kitaplarının daha uzun ömürlü olmasını sağladı. Şüphesiz, üç boyutlu seks dergilerini de. Anladın mı Montag. Devlet’ ten tepe den inme bir şekilde gelmedi bunlar. Ne baskı, ne uyarı, ne sansür başlangıçta hiçbiri yoktu, Hayır. Bu oyunu, teknoloji, kitlelerin sömürüsü, azınlıkların baskısı devam ettirdi, tanrıya şükür. Bugün, bunların sayesinde, her zaman mutlu kalabileceğin için, çizgi roman kitaplarını, eski iyi itirafları ve ticaret mecmualarını okuma özgürlüğü var.”
Kitap zaman zaman okurlarca yanlış anlaşılmış. Totaliter, sansür uygulayan, yazınsal türü kendisine düşman edinmiş bir devlet algısı ön plana çıkmış, eserde ki bir okur olarak insan gözardı edilmiş. Kitabının zaman zaman okurlarca yanlış anlaşılması yazar Ray Bradbury un “kitabım hep yanlış yorumlandı .Fahrenheit 451 ne sansür ne de otoriter devlet üzerineydi, romanımı o sıralar Amerikayı kasıp kavuran mccharty soruşturmalarına bir karşı çıkış saymak da doğru olmaz. Romanım aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl  yok ettiğini anlatıyordu. Bu bakımdan romanımda suçlu sandalyesinde oturan devlet değil , bizzat halkın kendisidir”.demiştir
1950’ler de yazılmış bu kitapta yaşanan olaylar, günümüzde ne kadar gerçekleşmiştir ve ne kadar distopiktir, düşünmek gerek. Bradbury ilk önce  insanlar kitaplardan vazgeçti, süreci onlar başlattı demekte haksız mıydı. Sanırım bu gün gözünü cep telefonlarından bilgisayarlardan  ve  tv den ayırıp etrafına bile bakmaktan vazgeçmiş olan insanlar, bu soruların cevabını az çok hepimiz biliyoruz.


ilginizi çekebilir:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

AddThis